Sözlükte "çelişki" ne demek?

1. Çelişme, tenakuzçelişki

Cümle içinde kullanımı

Aşk bu, adı üstünde öyle bir ki / Yarı özlem, yarı sevinç, yarı çelişki.
- F. Halıcı

Çelişki kelimesinin ingilizcesi

n. contradiction, contrast, discrepancy, paradox, contradictoriness, antinomy, cleavage, excursion, variable

Çelişki nedir? (Felsefe)

Karşıtların bütünlüğünü ve birbirleriyle savaşımını, yani karşıtların nesnel gerçekteki karşılıklı-etki’ sini dile getiren felsefi kategori.

Hem birbirlerini koşullayan, hem de birbirlerini dışlayan fenomenleri ifade eden karşıtlar, çelişkide aktif bir ilişki ve karşılıklı-etki içinde bulunurlar ki, bu aktif ilişki ve karşılıklı-etki, çatışmaların doğmasına yol açan bir gelişme gösterir ve bu çatışmalar da çelişkinin ortadan kalkmasını zorunlu kılar.

Karşıtlar arasındaki ilişkinin türüne -karşıtların gerçekte nesnel bütünlük halinde bulunmalarına ya da aralarında yalnızca düşünceyle bağ kurulmuş olmasına- ve karşıtlığın karakterine -gerçek karşıtlığın ya da sadece mantıksal bir karşıtlığın söz konusu olmasına göre, çelişkiler, diyalektik çelişkiler ve mantıksal çelişkiler diye ikiye ayrılırlar. Mantıksal çelişkilerin salt düşünce alanında ortaya çıkmalarına karşılık, diyalektik çelişkiler, bizzat nesnelerin ve nesnel gerçekteki fenomenlerin özünde bulunurlar ve onların hareketini, değişimini ve gelişmesini sağlayan itici gücün kaynağını oluştururlar.

Nesnelerin, fenomenlerin ve süreçlerin içindeki diyalektik çelişkiler, bunların hem özgül varoluşlarını ve göreceli durağanlıklarını, hem de hareketlerini ve gelişmelerini dile getirir. Bir süreç veya nesnenin özgül varoluşunun ve göreceli durağanlığının temeli, karşıtların birbirlerini karşılıklı olarak koşullandırmasına, yan yana varoluşlarına, bütünlüğüne, yani karşıtlar arasındaki etkileşimin göreceli dengesine dayanır. Bu karşılıklı-etki zemini üzerinde hareket ve gelişme oluşur. Bu hareket ve gelişme, özlerinde birbirlerine ters düşen eğilimler bulunduran karşıtların sürekli savaşım içinde olmalarının bir sonucudur çünkü bu ters yönlü eğilimler durup dinlenmeksizin, karşıtlar arasındaki bütünlüğün temelini kemirirler ve günü geldiğinde, yani söz konusu eğilimler yeterince olgunlaştığında, bu bütünlük çöker.

Bir diyalektik çelişki hiçbir zaman donuk ve değişmez değildir daima bir hareket ve gelişme içinde kavranmalıdır. Çelişkiyi oluşturan taraflardan her ikisinin de gelişmesi, bunlardan birinin daha çok gelişip ağırlık kazanmasıyla ve böylece karşıtların bütünlüğünün parçalanmasıyla sonuçlanır. Fakat çelişkinin ortadan kalkmasıyla yeni bir niteliğe sıçranmış olur ki, bu yeni nitelik de yeni bir karşıtların bütünlüğünü ve karşılıklı-etkisini temsil eder yani daha başka ve daha yüksek bir düzeyde yeni bir çelişki ortaya çıkar.

Diyalektik çelişki, bir yandan maddenin her yapı biçimine, her hareket biçimine ve her gelişme biçimine özgü olduğu için genel ve mutlak karakter taşır öte yandan maddenin her biçimi içinde, söz konusu biçime özgü bir çelişki olduğundan göreceli bir karaktere sahiptir. Maddenin nicelik ve nitelik bakımından yaratılamazlığı ve tükenmezliği yasasının sonuçlarından biri de, nesnel olarak var olan diyalektik çelişki türlerinin sonsuz çeşitliliğidir. Bununla birlikte çelişkiler, çeşitli guruplarda toplanabilirler ancak, bu sınıflama yapılırken, iç ve dış, asli ve tali, baş ve yan, uzlaşmaz ve uzlaşmaz-olmayan çelişkilerin birbirlerinden ayırt edilmesi, nesnel gerçeğin ve insanların pratik faaliyetinin bilimsel ve diyalektik maddeci açıdan kavranması bakımından büyük önem taşır.

İç çelişki dendiğinde, etki alanı belli bir sistemin çerçevesinden taşmayan bir çelişki anlaşılır. Buna göre, burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişki, kapitalist toplum düzeni çerçevesi içindeki bir iç çelişkidir. Dış çelişkiden ise, kendisini oluşturan karşıtlardan her biri için gerçeğin farklı kesimleri söz konusu olan bir çelişki anlaşılır buna örnek olarak, organizma ile dış dünya, ya da doğa ile toplum arasındaki çelişkiler gösterilebilir. İç ve dış çelişkiler, birbirlerinden bağımsız olarak var olmayıp, tersine, birbirleriyle bir karşılıklı-etki içindedirler. Maddi fenomenlerin niteliğini ve özünü belirleyen iç çelişkiler, onların hareketlerinde ve gelişmelerinde belirleyici rol oynayan itici güçtür. İç çelişkilerdeki gelişme tarzını etkileyip, bu gelişmenin çehresini değiştiren dış çelişkiler ise, hareket üzerinde engelleyici ya da hızlandırıcı bir etki yaparlar. Belirli koşullar altında, dış çelişkiler de nesnelerin ve fenomenlerin gelişiminde belirleyici rol oynayabilirler.

Çelişkilerin iç ve dış çelişkiler diye birbirlerinden ayrılmaları göreceli karakter taşır. Bir çelişkinin iç çelişki mi, yoksa dış çelişki mi olarak tanımlanacağı, mevcut ilişkilere ve bağlara, çelişkiyi kuşatan bağlama bağlıdır.

Öte yandan asli çelişkiler ile tali çelişkiler arasında da bir ayırım yapmak gerekir. Mevcut bir fenomenin karakterini ve gelişimini belirleyen ve o grubun kapsamına giren diğer çelişkilerin tümünü kendisine bağımlı kılan asli çelişkiye baş çelişki adı verilir. Buna karşılık, fenomenin gelişimi üzerinde belirleyici bir etkisi bulunmayan ve baş çelişkinin altında yer alıp, çözümü, ancak baş çelişkinin çözümüne bağlı olarak gerçekleşen çelişkilere, yan-çelişki denir. Bir gelişme sürecini aktif ve bilinçli olarak etkileyebilmek için, baş çelişkinin saptanıp ortaya konması son derece önemlidir çünkü onun çözümü, bir sistem içindeki diğer çelişkilerin tümünün çözümünü ve gelişimini etkiler. Yöntemle ilgili bu temel ilke, sadece bilimsel araştırmalarda temel bir rol oynamakla kalmayıp, aynı zamanda Marksçı-Leninci partinin stratejisinin ve taktiğinin saptanmasında da büyük bir önem taşır.

İç ve dış çelişkiler, baş ve yan-çelişkiler hem doğada, hem de toplumda ortaya çıktıkları halde, uzlaşmaz-olmayan çelişkiler ile uzlaşmaz çelişkiler arasında bir ayırım gözetmek, sadece toplum düzeyinde bir anlam taşır. Uzlaşmaz çelişki (veya uzlaşmazlık), çeşitli toplumsal sınıfların veya toplumsal gurupların çıkarları arasındaki barıştırılmaz karşıtlık şeklinde kendini gösterir. Yani bu çelişkiler, düşman sınıflara bölünmüş toplumun varoluşuna bağlı olup, genellikle mevcut sosyo-ekonomik kuruluşun iki temel sınıfı arasında ortaya çıkarlar: Köle sahipleri ile köleler arasında, feodal beyler ile serfler arasında, kapitalistler ile proleterler arasında bulundukları gibi, burjuva ideolojisi ile sosyalist ideoloji, burjuva ahlakı ile sosyalist ahlak arasında da söz konusu olurlar. Uzlaşmaz çelişkiler, bütün bunların ötesinde, örneğin 17. ile 19. yüzyıl arasındaki burjuva devrimlerinde görüldüğü gibi, burjuvazi ile gerici feodal beyler arasında da ortaya çıkabilir, yani sömürücü sınıfların kendi aralarında da baş gösterebilirler. Sömürücü sınıfların kendi bünyeleri içinde ve uluslararası düzeyde ortaya çıkan çelişkiler, uzlaşmaz karaktere bürünebilirler. Buna örnek olarak dünyanın paylaşımı ve yeniden paylaşımı için girişilen savaşımda, emperyalist devletler arasında ortaya çıkan çelişkiler gösterilebilir. Uzlaşmaz çelişkiler, çoğunlukla derinleşme ve artma eğilimi gösterdikleri için, genellikle, kendilerini oluşturan toplumsal güçlerin şiddetli çatışmasına ve söz konusu çatışmanın zor kullanılarak giderilmesine yol açarlar.

Uzlaşmazlık karakteri taşımayan çelişkiler, aralarındaki ilişki ve bağlar sınıf çıkarlarının ortak olmasıyla belirlenmiş olan guruplarda, katmanlarda ve sınıflarda görülür. Gerçi, uzlaşmazlık göstermeyen çelişkilerin hareketi ve çözümü de gene karşıtların birbirleriyle savaşımıyla gerçekleşir ama, bunlarda toplumsal güçlerin ortak çıkarlarını göz önünde bulunduran yöntemler uygulanır. Böylelikle, bu çelişkiler kendi doğal gelişme ve akışları içinde keskinleşmez ve bir çatışmaya götürecek denli sivrileşmezler.

Uzlaşmaz çelişkiler, karakterleri gereği, değişmez çelişkiler değillerdir. Bunların toplumsal içerikleri belirli koşullar altında o şekilde değişebilir ki, bunlar uzlaşmazlık karakterlerini sonunda yitirebilirler. Bu olgu, kapitalist toplumda gerek kent ile kırsal kesim arasındaki, gerekse bedensel çalışma ile zihinsel çalışma arasındaki uzlaşmaz olan çelişkiler için geçerlidir. Bu uzlaşmaz çelişkiler, sosyalist toplum aşamasında çelişki olmaya devam etmekle birlikte, bundan böyle bağdaştırılamaz sınıfsal çelişkileri dile getirmedikleri için, uzlaşmazlık karakterlerini yitirirler. Sosyalist toplumda uzlaşmaz-olmayan çelişkiler, teorik ve pratik açıdan büyük bir önem taşırlar. Her sosyo-ekonomik kuruluşta olduğu gibi, sosyalist toplumda ve komünist toplumda da, toplumsal hareket, çelişkilerin gelişmesi ve çözülmesi yoluyla gerçekleşir. Toplumsal içerikleri bakımından uzlaşmaz-olmayan bu çelişkiler, sınıf yapısı, çeşitli sınıf ve tabakaların temel çıkarlarının ortak olmasıyla belirlenmiş bir toplumda, birey de topluluk arasında ortaya çıkar ve gelişirler. Çelişkiler, sosyalist toplumda toplumsal yaşamın her kesiminde ortaya çıkarlar gelişmenin itici gücü olan bu çelişkilerin genel karakteri, eski ile yeni arasındaki karşıtlıkla belirlenir. Herhangi bir alanda yeni gelişmekte olan fenomenler, fikirler, yöntemler vb. söz konusu alanda o zamana kadarki çalışma düzeyiyle çelişki halinde bulunurlar. Çelişkinin giderilmesi, yeni’ nin genelleşmesi ve eskimin ortadan kalkmasıyla olanaklı olur. Halk kitlelerinin Marksçı-Leninci parti ve sosyalist devlet tarafından yöneltilen faaliyetleri, bu noktada önemli rol oynarlar. Sosyalist toplumun uzlaşmaz-olmayan çelişkileri, yönetim organları tarafından önceden fark edilir ve planlı bir şekilde çözüme kavuşturulur.

Toplumsal gelişmeyi sağlayan zorunlu çelişkilerin yanı sıra, kapitalizmin geçmişinin, geleneklerinin veya öznel yanlarının yol açtığı çelişkiler de vardır. Engelleyici etkisi olan bu türden çelişkilerin etki çerçevesi dar tutulmaya çalışılmalı, hatta elden geldiğince bunların ortaya çıkmalarına izin verilmemelidir.

Partinin öncü rolü artırılarak, kadrolar uzmanlaştırılıp, politik-ideolojik alanda nitelikçe zenginleştirilerek ve sosyalist demokrasi yetkinleştirilerek, engelleyici çelişkilerin ortadan kaldırılmasını ve zorunlu çelişkilerin doğru olarak değerlendirilip çözülmesini sağlayacak daha iyi koşullar yaratılır.